Developing and delivering winning strategies.

We always define our Success by your results.

by Aret

Eski Sevgililer Oteli

Kim bilir kaç kez kırıldın, yanıldın, kaybettin… Kim bilir kaç kez düştün, kalktın, yeniden başladın… Sürdürmeyi sürdürdün… Seni anlamayan, duymayan ve görmeyenler arasındayken; arzuların, düşlerin ve sevdiklerinle kendin için nereye gidiyorsun?

Geceler boyu canını yakan, ruhunun karanlık dehlizlerinde uğuldayan intikam ateşini avuçlarına alıp, “Geçmişin izlerini ve geleceğin korkularını silmeden gidebileceğim bir yer yoktu” dediği an, insanlığın hikâyesini değiştirecek macerası başlıyor kahramanın. Işığın karanlıkla savaşından yaralarını sararak çıkmış, küllerinden doğmuş bir kadının neler yapabileceğini ve ne kadar ileriye gidebileceğini tüm yaşanmışlıklarıyla ortaya koyuyor kahraman…

Yaşamın tüm ağırlığına rağmen, onun hikâyesine ortak olup kendi yaşamının kahramanı olmaya ve sen değişirken insanlığın hikâyesini de değiştirmeye var mısın?

 

Derler ki; uçmayı denemeyen insan, ne zincirlendiğini fark eder ne de kanatlarının kudretini. Ve yine insan, önünde diz çöktüğü şeye inanır; ayağa kalktığında ise bilir inandığı şeyin hakikatini…

 

Sen bitti demeden oyun bitmez…

Bin Yüz Bir İnsan
Birkaç kitabın arkasını çevirip bakıyorsun ve yine kendini arıyorsun. Yaşamında
yapmak isteyip de yapmadığın ya da yapamadığın ne kadar çok şey var. Oysa
istemediğin birçok şeyi yaşadın ve yaşamaya devam ediyorsun. Peki ya sen
kimsin? Gerçekten ne istiyorsun?
Seni tanıyorum. Kırgınlıklarını, hayal kırıklıklarını, hayallerini, yaşadıklarını ve
yaşayacaklarını biliyorum. Çünkü elinde tuttuğun bu kitabı sen yazdın.
Her gün onlarca role girerken, kendi kuklalarımızı yaratıyoruz. Kendimizden
yarattığımız, günlük hayatta oynattığımız onlarca kukla. Her rolün bir kuklası var.
Bir insanın, bin farklı yansıması…
Bir bedende kaç kişisin?
Bu kez benim yaşadıklarımda seni anlattım.
Seni, bugüne kadar yaşamadığın bir yolculuğa davet ediyorum.
Bittiğinde dünya bambaşka olacak.
Bu sefer kendin için bir şey yap. Hiç değilse bir kez bu kadar düşünme…
Eğer istersen benimle gel.

Çırılçıplak Aşk
Ya Her Şey Aşktı Ya Da Aşk Hiçbir Şeydi!
Seni de, beni de fena kandırdılar. Aşk diye bize anlattıkları, hayallerini
kurdurdukları gerçek aşk değildi. İnsanın insana duyduğu aşk, “yasak elma”nın ta
kendisiydi… Önce kadın ısırdı elmayı, sonra erkek ve her şey bu andan sonra
şekillendi.
Savaşların, paranın hükümdarlığında, korku imparatorluklarında, aşk en çok
korkulandı ve bir o kadar da çarpıtılmaya çalışılan… Aşk ağza sakız edildi, bazen
içi boşaltıldı, bazen günah dendi, bazen ağdalı sözcüklere sebep oldu. Üstüne
perdeler indi, bulutlar örttü ışığı… İnsanlık yok olurken, aşkı da kirletti.
Formüllerden, stratejilerden, onu bunu tavlamaktan, elinde tutmaktan
bahsetmiyorum. Bunları yapan, aşkı hiç anlamayan çokbilmiş, çok kitap var.
Yaşamı anlamaktan, sen olmaktan, aşkı gerçekten yaşamaktan… Sana öğretilen
değil, senin yaşattığın, seni yaşatan aşk. Aşkı anlatmaya, anlamaya yetmez
düşüncelerin gölgesinde tanımlanmış aşk.
Günlük yaşamın içinde kaybolmuş insanlar, ilişkiler, evlilikler, aldatmalar,
aldanışlar, hayal kırıklıkları, namus ve ötesi… Belki sen, belki sevdiğin, belki
çevrende var olan insanların gerçek hikâyelerini sayfalara serdim; aralarına
karıştım. Yaşamı ve aşkı ayırmadan sana geldim. Seni, yaşamı, insanı, Tanrı’yı,
evreni konuşmadan zaten aşkı konuşamazdık.
Bu yazdıklarımı sana kitap harfleriyle değil, yaşanmışlıklarımla yazıyorum. Sen
okuyacaksın diye yazılmış değil. Karşında çırılçıplak kaldım, yüreğimi çırılçıplak
bıraktım, seninle aşkı çırılçıplak konuşmak, paylaşmak için…
Sen hiç âşık oldun mu? Âşık olundun mu? Aşkı gerçekten yaşıyor musun?
Neden sadıksın ya da değilsin? Gerçekten aldattın mı, aldatıldın mı? Aşkla mı
seviştin gerçekten? Neden evlendin ya da evleneceksin? Sen kimsin? Ne için
yaşıyorsun? Şimdi yanıt verme. Belki evlisin, belki bekârsın, belki imkânsız aşkın
ortasındasın, belki aşka âşıksın, belki hovardasın, belki aşktan çoktan
vazgeçmişsin, belki yapayalnızsın… Sohbetin sonuna gelmeden hiçbir yorum
yapma. Aşkla ilgili sana öğretilen birçok şeyi, hatta her şeyi unut öyle
başlayalım… Sonra sen anlat, ben dinleyeyim.

Gitme Zamanı
Gök ile yer arasında köprü kuran asa misali, Bâtın ile Zâhir arasında gidip
geliyor insan…
“Hazır mısın?”
“Hiçbir zaman hiçbir şeye hazır olmadım.”
“Korkuyor musun?”
“Korkmadığım anım da olmadı.”
“Neden buradasın?”
“Nerede olduğumu hiç bilmedim. Belki de olabileceğim başka bir yer yoktu.”
“Başlayalım mı?”
“Her başlangıç bir son… Yeni bir sona başlayalım.”
***
Bir yanda Zâhir, bir yanda Bâtın… Bir yanda görünen dünya, bir yanda insanın
ötesi, evrenin varoluşu… Bir yanda bireyin günlük yaşam akışı içinde kendini,
çevresindeki karakterleri ve bulunduğu yaşamı sorgulayan bir hikâye; diğer yanda
felsefik ve ruhani sırları irdeleyen, kadim bilgileri ve bilgeleri bugüne taşıyan
gizemli, mistik bir yolculuk… Bir yanda ağacın altında uyuyan Yedi, denizden
çıkan çift başlı düalite, zaman ustası saatçi, bilge simyacı, Schrödinger’in kedisi,
mahkeme salonuna doluşmuş düşünürler ve daha nice ezoterik kahraman…
Diğer yanda aşk, tutku, aldatma, entrika ve yaşam kavgası…
Kitapları ve insan odaklı çalışmalarıyla milyonlarca ruha dokunan Aret Vartanyan,
daha önce denenmemiş tarzda kaleme aldığı bu romanında yüreğiyle mantığı,
gerçekle illüzyon arasında sıkışan insanlığı kendi içinde bir yüzleşmeye davet
ediyor.

İnsanız Ayıbı Yok
Hepimiz hata yapıyoruz, her birimizin eksikleri var, zaman zaman hepimiz
kayboluyoruz. Ancak insan olmak, yaşamak bu demek değil mi? Bırak artık
kendini suçlamayı, geçmişi kurcalamayı, bugüne duvarlar örmeyi ve cesaretle aç
yüreğini. Sen zaten olduğu gibi değerli olan, yüreğindekileri yaşamayı hak
edensin.
Kimse kimseyi aldatmaz, insan sadece kendini aldatır. Yalanı en kolay kendine
söyler, inanır kendi yalanına. Ardından ruhu parçalanır. Huzursuz anlar, mutlu
olamama sancısı, özgürlük arayışı… Hayallerine giden yol, her şeyden önce
kendinle barışarak, ayağa kalkmanla başlayacak.
Ne yaparsam yapayım yargılandım, kimseyi memnun edemedim. Aşk ve
mutlulukla dolu, huzurlu, başarılı, daha iyi bir yaşam masalından kâbuslarla
uyandırıldım. Bana gösterilen dünyanın, yaşadığım korkuların gerçek olmadığını
anladığım gün bu geceye hazırlandım.
Kendi filmimin son perdesinde kâğıttan evleri yıkmaya, kafeslerin kapılarını
açmaya, korkunun yerine sevgiyi, gözyaşının yerine tebessümü, sahtelerin yerine
gerçekleri koymaya geldim.
Yalnız olmadığımı biliyorum. Sana inandığım, sana güvendiğim için cümlelerimi
sana emanet ediyorum. Sessizlik seni yanıltmasın. Aynı gökyüzünün altında farklı
yerlerde birlikte nefes alıyoruz. Çoğunluğun sesi yükseldiğinde ne demek
istediğimi anlayacaksın.

Siyah Gözyaşı
Başını kuma gömüp yaklaşan fırtınayı görmezden gelerek yok olmak ya da ayağa
kalkıp gerçeğin peşinde ilerleyerek var olmak arasında seçim yapacak olan
sensin. Bugünün dünyasında, yaşadıklarının gölgesinde nereye gidiyorsun?

İnsanı, dünyayı yok sayarak insanlığı kaosa sürükleyen sistemin yöneticisi
Mayer…
İnsanlığa bir çıkış yolu yaratmak için kendinden vazgeçen Hermes…
Sistemin yaşattıklarıyla bir tetikçiye dönüşen İris…
Ailesinin eleştirilerine kulak asmayıp bilgisayar başında kurulu düzeni sarsan liseli
Mert…
Kadını yok sayan bir toplumda tüm yüreğini ailesine açan Demet…
Olanaksız bir aşkın enkazıyla geleceğinden vazgeçen Ayşe…
Geçirdiği ölümcül sınavların ardından karanlığa ışık olan Selim…
Dünyayı kadınların değiştireceğinin sembolüne dönüşen Zümrüt…
Yaradan’ın yarattığını kabullenmeyen şeytan…
Şeytanın bilinmeyen oğlu Lucifer…
Her şeyin kaynağı Yaradan…

Gerçek dünya ile sanal dünya arasındaki amansız savaşta dünyevi ile ilahi olan
arasında sıkışıp kalan kadim bilgeliğin beşiği Anadolu’dan doğan kusursuz bir
plan…

Türkiye ve dünyada milyonlarca insana ulaşan Aret Vartanyan’ın son romanı
“Siyah Gözyaşı” yaşamı anlamaktan vazgeçmeyen, gösterilen dünyayla
yetinmeyen ve geleceği öngörmek isteyenler için bir anahtar, hayatın tüm
zorluklarına, yanılsamalarına ve varoluşun tüm ağırlığına rağmen dimdik
yürüyenler için yeni bir umut…

Sen ve Ben
Eğer kalabalıktaysan ama yalnızsan, herkese çok yakınsan ama bir o kadar da
uzak, gülümsüyorsan içinde derin, buruk bir boşluk varken. Yapacak çok şeyin
varsa fakat hepsini yapacak kadar vaktin olmadığını düşündüğünden her şeyi
yarım bırakıyorsan… Ben de senin gibiyim, belki de seninle duruyorum, yanında
ya da yanında hissedeceğin bir yerde. Şimdi sana beni anlatacağım ya da
bendeki seni. Şimdi ben buradayım. İki elinin arasında tuttuğun kitapta değil,
kafandayım, orada yarattığında… O her nasılsa ve ne yapıyorsa ben oradayım.
Bu bir tesadüf değil, anlayacaksın. Benden alabileceklerini, sonrasında aldıklarını
sadece sen bileceksin. Bu bir başlangıç… Yüreğinin sesini duyuyorum, arayışını
biliyorum. Bedenimi, ruhumu sonuna kadar açtım. Ruhum benim liderim.
Yaşamın hesap defterini kapatıp, izlemek yerine yaşamaya başladığın an neleri
hissedeceğini hissetmek, benim varoluşumun ta kendisi… Gel hadi anlatacağım,
sonra da gideceğim.

XXXXXXXXX ===???

Gerçekten Yaşıyor Musun?

Bugüne kadar herkes sana bir şeyler anlatmaya çalıştı. Ailen, öğretmenlerin,
toplum, gazeteler, kitaplar… Sana nasıl yaşaman gerektiğini anlattılar, ne yapman
gerektiğini ve kim olduğunu. Sen fazla bir şey istemedin aslında… Mutlu, başarılı
olmak, sevmek, sevilmek, hayallerini yaşamak, kendini değerli hissetmek…
Yaşadıklarınla, zamanla, ruhun, zihnin karıştı. Artık sana anlatılanlara da ruhun
doydu.
Ben de çok sıkıldım. Mutluluk için, başarı için, kendim olmak için bana sürekli
vaatlerde bulunan kitaplardan, seminerlerden, kurallardan, öğretilerden…
Yıllarca yol aldım, oradan oraya sürüklendim… Sonunda cümleleri topladım. Ve
elinde tuttuğun sayfalara taşıdım.
İnsanlara karıştım, gözlerine baktım, yüreklerinde yer buldum. Sorum aynıydı,
“Gerçekten yaşıyor musun? Yoksa sadece nefes mi alıyorsun?”
Her cümlesi damıtılarak yazılmış, deneyimle ve gerçek hayatla boyanmış
gerçeğimi paylaşıyorum. Klişelerden, basmakalıp sözcüklerden uzak yüreğimi ve
dünyamı ardına kadar sana açıyorum. Günahlarınla, sevaplarınla, eksilerin
artılarınla, karanlık noktalarınla, yaralarınla sen, sensin… Tüm kapılarını açacak,
seni gerçekten yaşamaya götürecek bir tane gerçek var. Elinde tuttuğun sayfalar,
onu sana göstermeye geldi.
Kitapları ve Yaşam Atölyesi ile yüz binlerce insana ulaşan Aret Vartanyan,
Gerçekten Yaşıyor musun?’da kendimiz olabildiğimiz, hayallerimizi yaşadığımız
ve son nefeste “İyi ki yaşadım!” diyeceğimiz bir yaşamın sırlarını paylaşıyor.

Top